ağız kuruluğu » İlaçlar isimleri - İlaç Rehberi, ilaç radyo,ilaç nedir,ilaç firmaları,sahte ilaç,eczane,pfizer,novartis,eczacıbaşı,uyku ilaçları,zayıflama ilaçları,ilaç fiyatları,ilaç isimleri,hastalıklar,ilaç resimleri,vitaminler,antibiyotikler,ilaç sözlüğü,ilaç adları
Currently Browsing

Posts Tagged ‘ ağız kuruluğu ’

DESAL Ampul

DESAL
Ampul

Biofarma

Etken Madde(ler):
Furosemid 20 mg/2 ml

Piyasa Şekilleri:
2 ml’lik 100 ampul içeren ambalajlarda., 2 ml’lik 5 ampul içeren ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Erişkinlerde mutad başlangıç dozu 20-40 mg olup i.m. veya i.v. yoldan uygulanır. Gerekirse bu doz 2 saat sonra aynen veya artırılarak tekrarlanır. Etkili doz bulunduktan sonra bu günde bir veya iki kere verilir. Akut akciğer ödeminde 40 mg furosemid 1-2 dakika süreyle i.v. enjeksiyon şeklinde uygulanır. İstenen sonuç alınmazsa doz 80 mg’a kadar yükseltilerek enjeksiyon tekrarlanır.

Endikasyonları:
Kalp ve karaciğer hastalıklarından kaynaklanan ödemler (assit), böbrek hastalıklarından kaynaklanan ödemler (nefrotik sendromda ön planda esas hastalık tedavi edilmelidir), akut kalp yetmezliği, özellikle akciğer ödemi (furosemid diğer önlemlerle birlikte uygulanır), gebelik komplikasyonlarına (gestozlar) bağlı olarak idrar yapımının azaldığı hallerde volüm eksikliği giderildikten sonra, beyin ödeminde destekleyici önlem olarak, yanıklara bağlı ödemler, hipertansiyon krizlerinde diğer antihipertansif önlemlerle birlikte, zehirlenmelerde zorlu diürezin desteklenmesi için kullanılır. Furosemidin etkisi oral yoldan alımından sonra ilk saat içinde başlar ve ortalama 6-8 saat devam eder. i.v. verilişten sonra diüretik etki hızla başlar. i.m. verilişten sonraysa daha geç başlar.

Kontrendikasyonları:
İdrar yapımının eksik olduğu böbrek yetmezliği (anüri), bilinç kaybının söz konusu olduğu hepatik koma ve prekoma, hipopotasemi, hipotansiyonlu ve hipotansiyonsuz ağır sodyum eksiklikleri ve/veya kan volümünün azaldığı haller (hipovolemi), furosemid ve sulfonamidlere karşı aşırı duyarlılık durumlarında kontrendikedir.

Uyarılar:
Kan basıncında belirgin düşme, latent veya manifest diabetes mellitus (düzenli kan şekeri kontrolleri), gut (düzenli ürik asit kontrolleri), idrar yapma zolukları (örn. prostat hipertrofisi, üreter stenozu, hidronefroz), karaciğer sirozu ve böbrek fonksiyon bozukluğunun bir arada bulunduğu hastalar, prematüreler (kalsiyum içeren böbrek taşı -nefrolithiasis- oluşma ve böbrek dokusunda kalsiyum tuzu birikme -nefrokalsinosis- olasılığı; böbrek fonksiyonları izlenmeli, ultrasonografi uygulanmalıdır) de dikkatli takip gereklidir. Hafif hipokalemi veya hiponatremili hastalarda furosemid kullanılırsa, birlikte gerekli elektrolit desteği de sağlanmalıdır. Kulak çınlaması ve reversibl veya irreversibl işitme bozuklukları oluşabilir. Eğer parenteral uygulama seçilmişse i.v. enfüzyon hızı yetişkinler için dakikada 4 mg’ı aşmamalıdır. Furosemid kullanılması nadiren hipopotasemiye yol açtığı için potasyumdan zengin besin maddelerinin (yağsız et, patates, muz, domates, ıspanak, karnıbahar, kuru meyveler vs.) alınması daha yararlıdır. Arada sırada potasyumlu veya potasyumu tutan ilaçların verilmesi gerekebilir. Hipertansiyon tedavisi için furosemid uygulanırken hastanın düzenli bir şekilde kontrol edilmesi gerekir. Furosemid uygulanan kimselerde gerek kan basıncındaki düşmeye, gerekse de diğer advers reaksiyonlara bağlı olarak şehir trafiğine aktif bir şekilde katılma, caddede karşıdan karşıya geçme veya makinaları kullanma gücü bozulabilir. Bu daha ziyade tedavinin başında ve ilaç değiştirildiği zaman, keza tedavi sırasında alkol alınırsa söz konusudur. Ciddi progresif hastalıkları olanlarda, furosemid kullanımı sırasında azotemi ve oligüri oluşumunda artış olursa furosemid tedavisi kesilmelidir. Oluşabilecek kan diskrazisi, karaciğer hasarı ve idiyosenkratif reaksiyonlar, hiponatremi, hipokloremik alkaloz veya hipokalemi açısından hasta gözlem altına alınmalıdır. Terleme, bulantı, siyanoz gibi ilk belirtiler ortaya çıktığında uygulamaya hemen son verilir. Mutad olarak alınan diğer önlemlerle birlikte hasta baş aşağı yatırılır ve solunum yolları açık tutulur. İntravenöz yoldan hemen epinefrin (adrenalin) uygulanır. 1/1000′lik bir epinefrin çözeltisinin 1 ml’si 10 ml’ye seyreltilir ve bunun 1 ml’si (0.1 mg epinefrin) nabız ve kan basıncı kontrol edilerek yavaş bir şekilde zerkedilir. Epinefren enjeksiyonları gerekirse tekrarlanır. Daha sonra i.v. glukokortikoidler, örneğin 250-1000 mg prednisolon-21-hidrojen süksinat uygulanır, gerekirse tekrarlanır. Bunun ardından i.v. yoldan plazma ekpander, human albumin, tam elektrolit çözeltisi gibi solüsyonlar kullanılarak volüm substitüsyonu yapılır. Suni solunum, oksijen inhalasyonu, kalsiyum ve antihistaminikler gibi diğer tedavi önlemleri uygulanır. Daha önceden var olan bir metabolik alkaloz (örn. dekompanse karaciğer sirozunda), furosemid tedavisi sırasında kötüleşebilir. Furosemid gebelerde sadece kısa süreyle ve ancak sağlayacağı yarar fetusta oluşabilecek zararlara üstünlük sağlıyorsa kullanılabilir. Emziren annelere furosemid verilmesi gerekirse, furosemidin anne sütüne geçebileceği ve laktasyonu inhibe edebileceği düşünülmelidir. Böyle durumlarda emzirmeye son verilmelidir.

Yan Etkileri:
Artan idrar nedeniyle sıklıkla sıvı ve elektrolit dengesi bozuklukları ortaya çıkabilir. Aşırı diüreze bağlı olarak özellikle tedavinin başlangıcında ve özellikle yaşlı hastalarda ve çocuklarda baş ağrısı, sersemlik hissi, görme bozuklukları, ağız kuruluğu, hipotansiyon ve dik duruşta sirkülatuvar regülasyon bozukluğu gibi dolaşımla ilgili bozukluklardan söz edilebilir. Ek olarak vücut suyunun kaybı (dehidratasyon) ve dolaşımdaki kan hacminin azalmasına (hipovolemi) bağlı -özellikle yaşlılarda- trombofilinin eşlik ettiği kan konsantrasyonu artması (hemokonsantrasyon) görülebilir. Ekstrarenal potasyum kaybının bir sonucu olarak özellikle aynı zamanda potasyum alımının azaldığı ve/veya ekstrarenal potasyum kaybının arttığı (örn. kusma veya kronik diyareye bağlı) bir potasyum eksikliği (hipokalemi) ortaya çıkabilir. Ayrıca karaciğer sirozu gibi hastalığı olanlarda potasyum eksikliğine eğilim gelişebilir. Böyle durumlarda hastalar izlenmeli ve gerekirse potasyum verilmelidir. Potasyum eksikliği kendisini kas zayıflığı, tam veya kısmi paralizi gibi nöromüsküler semptomlarla, kusma, konstipasyon, abdomen veya barsaklarda aşırı gaz birikimi gibi intestinal semptomlarla, poliüri, polidipsi gibi renal semptomlarla, impuls oluşumu ve yayılımında bozukluklar gibi kardiyak semptomlarla belli edebilir. İleri derecede potasyum eksikliği intestinal paraliziye (paralitik ileus) veya zaman zaman komaya kadar gidebilen bilinç bozukluklarına neden olabilir. Sodyum eksikliği -özellikle tuz alımının kısıtlandığı durumlarda- böbreklerden sodyum kaybının artması sonucunda ortaya çıkabilir. Bu durum kendini genellikle baldır krampları, iştahsızlık, güçsüzlük hissi, uyku hali, apati, konfüzyon, kusma gibi semptomlarla belli eder. Artmış renal kalsiyum kaybı, kalsiyum eksikliğine neden olabilir. Bu, nadir olgularda tetaninin eşlik ettiği bir artmış nöromüsküler irritabilite durumunu tetikleyebilir. Prematürelerde kalsiyum içeren böbrek taşları oluşabilir ve böbrek dokusundaki kalsiyum tuzları birikebilir. Artmış renal magnezyum kaybının bir sonucu olarak hipomagnezemi ve nadir olgularda tetani veya kardiyak aritmiler gözlenmiştir. Hidronefroz, prostat hipertrofisi ve üreter darlıkları gibi hastalıklarda görülen miksiyon bozuklukları fazla diürez sonucu ortaya çıkabilir veya artabilir. Furosemid tedavisi sırasında serum lipidlerinin (kolesterol ve trigliseridler) düzeyleri yükselebilir. Serum üre ve kreatinin düzeyleri geçici olarak yükselebilir. Furosemid tedavisi sırasında sıklıkla kan ürik asit konsantrasyonunda artma görülür. Bu, predispoze hastalarda gut krizine neden olabilir. Şeker hastalığı varsa kan glukoz veya glukoz tolerans testinde değişiklik olabileceğinden furosemid tedavisi sonucu hastanın durumu kötüleşebilir veya latent bir diyabet manifest hale dönebilir. Furosemid uygulamasından sonra nadir olgularda çoğu kez reversibl olan işitme bozuklukları ve/veya kulak çınlaması ortaya çıkabilir. Özellikle parenteral uygulamada ve enjeksiyonlar çok çabuk yapıldığı zaman, özellikle böbrek yetmezliği varlığında böyle bir olasılık söz konusudur. Daha önceden var olan bir metabolik alkaloz (örn. dekompanse karaciğer sirozunda) furosemid tedavisi sırasında kötüleşebilir. Nadir olgularda bulantı, kusma ve diyare gibi gastrointestinal bozukluklar görülebilir. Zaman zaman allerjik reaksiyonlar görülebilir. Örneğin dolaşım kollapsının eşlik ettiği şiddetli ve bazen akut olarak hayatı tehdit eden reaksiyonlar (anafilaktik veya anafiloktoid) nadirdir ve daha önce sadece i.v. uygulamanın ardından ortaya çıktıkları tanımlanmıştır. Genel bir kural olarak allerjik reaksiyonlar deri reaksiyonları (kaşıntı, ürtiker, büllöz erüpsiyonlar, eritema multiforme, eksfolyatif dermatit, purpura) şeklindedir ama ateşli haller, kan damarlarının veya böbreklerin enflamasyonu (vaskülit veya nefrit) şeklinde de ortaya çıkabilir. Furosemid kan tablosu değişikliklerine neden olabilir. Nadir olarak eozinofili, hemolitik veya aplastik anemi, lökositopeni veya agranülositoz ve zaman zaman trombositopeni bildirilmiştir. Bu kan tablosu değişiklikleri hayatı tehdit edici olabilir. Nadir olgularda parestezi ve zaman zaman deride fotosensitivite bildirilmiştir. Respiratuvar distres sendromlu prematürelerde, hayatın ilk haftalarında uygulanan furosemid Botallo kanalı persistansı riskini artırabilir.

İlaç Etkileşimleri:
Kardiyak glikozidlerle (dijital tedavisi) birlikte furosemid kullanılacağı zaman potasyum veya magnezyum eksikliğinin, kalp kasının dijitale duyarlılığını artırabileceği akılda tutulmalıdır. Glukokortikoidler, laksatifler veya karbenoksolonla birlikte kullanıldığı zaman potasyum kaybının artabileceği düşünülmelidir. Bu açıdan meyan kökü, karbenoksolonla aynı şekilde etki gösterir. Nefrotoksik antibiyotiklerin (örn. aminoglikozidler, polimiksinler) toksik etkisini furosemidin artırması olasılığı söz konusudur. Bu nedenle özellikle böbrek fonksiyonu bozulmuş olan hastalarda hayatı tehdit eden durumlar dışında bu tür bir kombinasyondan kaçınılmalıdır. Romatoid hastalıkların tedavisinde yüksek doz salisilatlarla furosemid kombinasyonu, salisilat toksisitesini artırabilir. Bunun nedeni, salisilatlarla furosemidin renal itrah düzeyinde yarışmaları nedeniyle salisilatların itrahının azalmasıdır. Diüretiklerle lityum birlikte alınmamalıdır. Zira diüretikler, lityumun renal klirensini azaltıp, lityum toksisitesi (kardiyotoksik, nörotoksik etkileri) oluşturabilir. Kanamisin, gentamisin, tobramisin gibi aminoglikozid sınıfı antibiyotikler işitmeyi bozucu etkisinin furosemidle birlikte verildikleri zaman artabileceği akılda tutulmalıdır. Bu işitme bozuklukları iyileşmeyebilir. Bu yüzden kombine tedavi ancak hayati endikasyonlarda uygulanmalıdır. Furosemid bazan antibiyotikler ve presör aminler (örn. adrenalin, noraadrenalin) gibi ilaçların etkisini azaltabilir, salisilatlar, teofilin gibi ilaçlar kürar tipi kas gevşeticilerin etkisini potansiyalize edebilir. Kan basıncını düşüren diğer ilaçların etkisini furosemid artırabilir. Özellikle ADE inhibitörleriyle kombine edildiğinde kuvvetli bir hipotansiyona, hatta şoka yol açabilir. Gangliyonik veya periferik adrenerjik bloke edici ajanların etkisini potansiyalize edebilir. Daha önceden furosemidle tedavi görmüş hastalarda ADE inhibitörlerinin kullanılması, böbrek fonksiyonlarında bozulmaya ve izole olgularda akut böbrek yetmezliğine neden olabilir. Ototoksisite riski nedeniyle etakrinik asitle kombine edilmemelidir. Nonsteroid antienflamatuvarlar (örn, indometazin, asetilsalisilik asit) ve probenesid furosemidin etkisini azaltabilir ve hipovolemisi olanlarda akut böbrek yetmezliğine yol açabilir. Fenitoinle birlikte kullanımda da furosemidin etkisi azalabilir. Sisplatin ve furosemid birlikte kullanıldığında bir işitme kaybı olasılığı söz konusudur. Amaç, sisplatin tedavisi sırasında furosemidle idrar atılımını artırmaksa (zorlu diürez), furosemidin düşük dozda (örn. böbrek fonksiyonu normal ise 40 mg) ve pozitif bir sıvı dengesiyle kullanılmasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde sisplatinin nefrotoksisitesi artabilir. İzole olgularda kloralhidrat alımının ardından 24 saat içinde, i.v. uygulamanın ardından hararet hissi, terleme, huzursuzluk, bulantı, kan basıncında artış ve taşikardi ortaya çıkabilir. Kortikosteroidlerin furosemidle birlikte kullanılması potasyum eksikliğine zemin hazırlayabilir.

Tags: ,

Arananlar:

ZESTORETİC Tablet

ZESTORETİC
Tablet

A. İbrahim

Etken Madde(ler):
Lisinopril 10 mg, Hidroklorotiyazid 6.25 mg

Piyasa Şekilleri:
28 tabletlik blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Esansiyel Hipertansiyon: Mutad dozu günde bir defa 10/6.25mg’lık tablettir. Eğer gerekirse doz günde bir defa 2 tablete arttırılabilir. Böbrek Yetersizliğinde Kullanılan Doz: Tiyazidler böbrek yetmezliğinde uygun diüretikler değildir ve kreatinin klirensinin 30 ml/dak veya altında olduğu durumlarda (orta ve şiddetli böbrek yetmezliği) etkinliği yoktur. Böbrek yetmezliği olan hastalarda başlangıç tedavisi olarak kullanılmamalıdır. Kreatinin klirensi >30 ml/dak ve <80 ml/dak olan hastalarda, tek tek komponentler titre edildikten sonra kullanılabilir. Tavsiye edilen lisinopril'in başlangıç dozu, tek başına kullanıldığında, hafif böbrek yetmezliğinde 5-10 mg'dır. Önceki Diüretik Terapisi: Başlangıç dozunu takiben semptomatik hipotansiyon görülebilir, bu durum daha ziyade önceki diüretik tedavisi nedeni ile vücutta hacim ve/veya tuz kaybı meydana gelmiş hastalarda görülebilir. Tedaviye başlamadan 2-3 gün önce diüretik tedavisi durdurulmalıdır. Eğer bu mümkün değilse, sadece 5 mg lisinopril ile tedaviye başlanmalıdır.

Endikasyonları:
Kombine terapiyi gerektiren hastalarda esansiyel hipertansiyonun tedavisi için kullanılır.

Kontrendikasyonları:
Anüride kontrendikedir. İçindeki maddelerden herhangi birine hassasiyeti olanlarda, geçmişinde ADE tedavisi görürken bu tedavi ile bağlantılı anjiyonörotik ödem geçirmiş olan hastalarda kullanılmamalıdır. Diğer sulfonamid türevi ilaçlara hassasiyeti olanlarda kullanılmamalıdır.

Uyarılar:
Bütün antihipertansif terapilerde olduğu gibi, bazı hastalarda semptomatik hipotansiyon görülebilir. Bu olay nadiren komplikasyonsuz hipertansif hastalarda da görülebilir fakat, sıvı ve elektrolit dengesizliğinde görülme olasılığı daha yüksektir; örneğin sıvı azalması, hiponatremi, hipokloremik alkaloz, önceki diüretik tedavi ile ilgili hipomagnezemi veya hipokalemi, tuz diyeti, dializ, veya başka hastalığa karışan diyare ve kusma. Bu durumdaki hastalarda, belirli aralıklarda, serum elektrolitlerinin periyodik tayini yapılmalıdır. Aşırı hipotansiyon, miyokardiyal enfarktüse veya serebrovaskülar aksidana neden olabileceğinden iskemik kalp rahatsızlığı olan veya serebrovaskülar hastalığı bulunanlar bu ilaç ile tedavi görürlerken özel bir dikkatle takip edilmelidirler. Hipotansiyon görülürse, hasta sırtüstü yatırılmalı ve eğer gerekirse, normal salin intravenöz infüzyon yolu ile uygulanmalıdır. Kan hacmi ve basıncı düzenlendikten sonra, daha düşük dozlarda tedavinin yeniden başlatılması mümkün olabilir; veya ilaç içindeki etken maddelerden biri tercih edilip tek başına kullanılabilir. Tiyazidler, böbrek bozukluğu olan hastalarda kullanılması için uygun değildir. Önceden herhangi bir böbrek rahatsızlığı olmayan bazı hipertansif hastalarda, lisinopril diüretikler ile kombine olarak verildiğinde kanda üre ve serumda kreatinin düzeylerinde minör ve geçici bir artış gözlenir. Eğer böyle bir durum bu kombinasyonda görülürse, kombine tedaviye devam edilmemelidir. Azaltılmış dozlarda tedaviye yeniden başlamak mümkündür; veya etken maddelerden herhangi biri tek başına kullanılabilir. Bilateral böbrek arter stenozu veya soliter böbreğe giden arterin stenozu ve ADE inhibitörü kullanan bazı hastalarda kan üre ve serum kreatinin düzeylerinde yükselmeler görülebilir ki bu durumlar terapiye sonverildiğinde geriye döner. Tiyazidler, bozulmuş hepatik fonksiyon veya progresif karaciğer hastalığı olan hastalarda dikkatle kullanılmalıdır, çünkü sıvı ve elektrolit dengesinde hafif farklılıklar hepatik komayı presipite edebilir. Büyük bir ameliyata girecek olan veya hipotansiyona neden olabilecek anestezi altında bulunan hastalarda lisinopril kompense renin salgılanmasına sekonder olan angiotensin II oluşumunu bloke edebilir. Eğer hipotansiyon görülürse ve bu mekanizmadan kaynaklandığı düşünülüyorsa, hacim genişletilerek bu durum düzeltilebilir. Tiyazid terapisi glukoz toleransını bozabilir.İnsulin dahil antidiyabetik ajanlar için dozaj ayarlaması gerekli olabilir. Tiyazidler idrardan kalsiyum itrahını azaltabilir ve serum kalsiyumunda intermitan ve hafif yükselmeye neden olabilir. Belirgin hiperkalsemi gizli hiperparatiroidizmin bir göstergesi olabilir. Tiyazidler ile tedaviye, paratiroid fonksiyon testleri yapılmadan önce ara verilmelidir. Kolesterol ve trigliserit düzeylerindeki artış tiyazidlerin diüretik terapisi ile ilgilidir. Tiyazid terapisi, bazı hastalarda hiperürisemi ve/veya gut gelişimini hızlandırabilir. Ancak, lisinopril idrarda ürik asiti arttırabilir ve böylece hidroklorotiyazidlerin hiperürisemik etkilerini azaltabilir. Lisinopril dahil ADE inhibitörü ile tedavi gören hastaların yüzlerinde, el ve ayaklarında, dudak ve dillerinde, glotis ve/veya larenkslerinde nadiren anjiyonörotik ödem tesbit edilmiştir. Böyle durumlarda, lisinopril alınması derhal durdurulmalı ve semptomlar tamamiyle ortadan kaldırılıncaya kadar hasta izlenmelidir. Yüz ve dil ile sınırlı kalan şişmeler, çoğunlukla tedavi edilmeden geçer; ancak semptomlardanrahatlamak için kullanılan antihistaminiklerin faydası olur. Gırtlakta görülen anjiyonörotik ödem fatal olabilir. Dil, glotis ve larenks'i kapsayan şişmelerde hava yolu tıkanabilir; ve böyle bir durumda 1:1000 oranında adrenalin solüsyonu (0.3-0.5 ml) subkütan olarak derhal uygulanmalıdır. ADE inhibitör terapisi ile ilgisi olmayan anjiyoödem geçmişi olan hastalar, ADE inhibitörlerini kullandıklarında anjiyoödem için artan bir riske maruz kalırlar. Geçmişinde alerji veya bronşiyal asthma görülmemiş hastalar, tiyazid kullandıklarında hassasiyet reaksiyonuna maruz kalabilirler. Tiyazidlerin kullanımı ile sistemik lupus eritemi aktive olabilir veya şiddeti artabilir. Desensitizasyon tedavisi süresince ADE inhibitörü kullananhastalarda devamlı olarak anafilaktik reaksiyonlar görülebilir. Aynı hastalarda, ADE inhibitörü verilmediği zamanlarda bu reaksiyonlar önlenmektedir fakat bu durumlar unutularak kazara ilaç tekrar kullanıldığında anafilaktik reaksiyonlar tekrar oluşabilir. Böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize giren hastalarda kullanılmamalıdır. ADE inhibitörleri ile tedavi görüp aynı anda, belirli hemodiyaliz işlemlerine tabi hastalarda (örneğin yüksek - flux membranları AN 69) anafilaktik reaksiyonlar görülmüştür. Böyle hastalarda farklı tipte diyaliz membranları veya farklı sınıfda antihipertansif ajanları kullanmaları önerilir. ADE inhibitörleri kullananlarda öksürük rapor edilmiştir. Tipik olarak öksürük inatçı ve non-produktif olup tedaviye son verildiğinde geçer. ADE inhibitörlerinin teşvik ettiği öksürük, öksürüğün diferansiyel diyagnozu olarak kabul edilmelidir. ADE inhibitörleri, gebelerde 2. ve 3. trimesterlerde kullanıldığında fetal ve neonatal morbidite ve mortaliteyesahiptir. ADE inhibitörlerinin bu devrede kullanılması ile yeni doğanda hipotansiyon, böbrek yetmezliği, hiperkalemi ve/veya kafatası hipoplazisi dahil fetal ve neonatal hasarlar ilişkilendirilmiştir. Muhtemelen fetal böbrek fonksiyonunun azalmasını temsil eden maternal oligohidraminios görülmüştür ve el-ayak kontraktürlerine, kraniofasiyel deformasyonlara ve hipoplastik karaciğer gelişimine neden olabilir. Fetüs ve embriyoda görülen advers etkiler sadece ilk üç trimester ile sınırlı intrauterin ADE inhibitörüne maruz kalmak ile ilgili değildir. Sağlıklı gebelerde diüretiklerin rutin kullanılması önerilmez. Lisinopril'in anne sütüne gecip geçmediği bilinmemektedir; ancak tiyazidler anne sütüne geçerler. Çocuklarda kullanım etkinliği ve güvenilirliği tesbit edilmemiştir.

Yan Etkileri:
En iyi bilinen klinik yan etkisi başdönmesi olup dozun azaltılması ile düzelir; nadiren tedaviye ara vermeyi gerektirebilir.Diğer yan etkileri baş ağrısı, kuru öksürük, yorgunluk ve ortostatik hipotansiyon dahil hipotansiyondur. Nadiren, diyare, bulantı, kusma, ağız kuruluğu, döküntü, gut, palpitasyon, göğüsde rahatsızlık hissi, kas krampları ve güçsüzlük, parestezi, asteni ve impotans görülebilir. Yüzde, kol ve bacaklarda, dudaklarda, dilde, glotisde ve/veya larenksde nadiren anjiyonörotik ödem görüldüğü bildirilmiştir. Ateş, vaskülit, miyalji, artralji/artrit, pozitif ANA, yükselmiş ESR, eozinofili ve lökositoz, kızartılar, fotosensitivite, veya diğer dermatolojik manifesto semptom komplekslerinden biri veya daha fazlası görülebilir. Laboratuvar testleri üzerindeki etkileri nadiren klinik düzeyde önemlidir. Ara sıra, hiperglisemi, hiperürisemi ve hiper - veya hipokalemi bildirilmiştir. Geçmişinde herhangi bir renal yetersizlik belirtisi olmamasına rağmen hastalarda minör ve geçici kan üre nitrojen ve serum kreatinin yükselmeleri tesbit edilmiştir. Bu tip artmalar inatla sürerse de ilacın alımı kesildikten sonra eski düzeylere geri döner. Tedavi gören hipertansif hastalarda sık sık hematokrit ve hemoglobin'de hafif azalmalar rapor edilmiştir fakat böyle durumlar anemi için aynı anda bir başka sebep yok ise klinik olarak nadiren önem kazanır. Seyrek olarak, karaciğer enzimlerinde ve/veya serum bilirubin düzeylerinde yükselme rapor edilmiştir, ancak bu durumların ilaçla direkt bağlantısı tesbit edilmemiştir. Bildirilmiş olan diğer yan etkileri: Hidroklorotiyazid: Anoreksi, gastrik iritasyon, kabızlık, sarılık (intrahepatik kolestatik sarılık), pankreatit, sialoadenit, vertigo, ksantopsi, lökopeni, agranülositoz, trombositopeni, aplastik anemi, hemolitik anemi, purpura, fotosensitivite, ürtiker, nekroze damar iltihabı (vaskülit) (kuteneus vaskülit), ateş, pnömoni ve pulmoner ödem dahil solunum distresi, anafilaktik reaksiyonlar, hiperglisemi, glikozüri, hiperürisemi, hiponatremi dahil elektrolit dengesizlik, kas spazmı, huzursuzluk, geçici bulanık görme, böbrek yetmezliği, böbrek bozukluğu, ve interstisyel nefrit. Lisinopril: Muhtemelen riski yüksek hastalarda aşırı hipotansiyona sekonder, miyokardiyal enfarktüs veya serebrovasküler aksidan, taşikardi, abdominal ağrı, davranış değişiklikleri, mental konfüzyon, ürtiker, diaforez, hiponatremi, üremi, oligüri/anüri, böbrek bozukluğu, akut böbrek yetmezliği, pankreatit, hepatit (hepatosellüler veya kolestatik) ve sarılık. Lökopeni ve trombositopeni de gözlenmiştir; nedensel bir ilgi tesbit edilmemiştir.

İlaç Etkileşimleri:
Tiyazid diüretikleri ile gelişen potasyum kaybı, lisinopril'in potasyumu koruyucu etkisi ile kompanse edilir. Potasyum suplemanları, potasyum koruyucu ajanlar veya sofra tuzu yerine kullanılan potasyum tuzları özellikle böbrek fonksiyon yetersizliği olan hastalarda serum potasyum düzeylerini önemli ölçüde yükseltebilir. Eğer aynı anda bu ajanlardan herhangi birisinin kullanılması mutlaka gerekiyorsa hastanın serum potasyum düzeyleri yakinen izlenmelidir. Lityum genellikle diüretikler ve ADE inhibitörleri ile birlikte verilmemelidir. Diüretik ajanlar ve ADE inhibitörleri lityumun böbreklerden klirensini azaltırlar ve yüksek riskde lityum toksisitesi ortaya çıkarırlar. Bu tip preparatları kullanmadan önce lityum preparatlarının prospektüsleri okunmalıdır. Indometasin, lisinopril ve hidroklorotiyazidler ile aynı anda kullanıldığında ilacın antihipertansif etkinliğini azaltabilir, tiyazidler tübokürarine olan cevabı arttırabilirler.

Tags: ,

MONOPRIL Plus Tablet

MONOPRIL Plus
Tablet

Bristol-MS

Etken Madde(ler):
Fosinopril sodyum, Hidroklorotiyazid

Piyasa Şekilleri:
10 mg, 12.5 mg: 28 tablet, 20 mg, 12.5 mg: 28 tablet içeren blister ambalajlarda.

Kullanım Şekli:
Günlük doz 1×10-20 mg’dır.

Endikasyonları:
Hipertansiyon tedavisinde endikedir.

Kontrendikasyonları:
Bileşimindeki herhangi bir maddeye, ADE inhibitörlerine aşırı duyarlılığı olan ve anürik hastalarda kontrendikedir. Alerjik ya da bronşiyal astımı olan hastalarda aşırı duyarlılık görülme olasılığı daha yüksektir.

Uyarılar:
Fosinopril: ADE inhibitörleriyle tedavi edilen hastalarda ekstremiteler, yüz, dudaklar, mukoz membranlar, dil, glottis ve larenksi tutan anjioödem görülmüştür. Anjioödem dil, glottis veya larenksi tuttuğunda fatal olabilen hava yolunda tıkanma görülebilir. Larengeal stridor veya yüz, dudaklar, mukoz membranlar, dil, glottis veya ekstremiteleri tutan anjioödem görüldüğünde fosinopril tedavisi kesilmeli ve uygun tedaviye hemen başlanmalıdır. Diğer ADE inhibitörlerinde olduğu gibi fosinopril, komplikasyon yapmamış hipertansif hastalarda nadiren hipotansiyona neden olabilir. Semptomatik hipotansiyon özellikle uzun süreli diüretik tedavisi, diyetle tuz kısıtlaması, diyaliz, diyare veya kusmaya bağlı volüm ve/veya tuz eksikliği olan hastalarda görülür. Volüm ve/veya tuz eksikliği fosinopril tedavisine başlanmadan önce düzeltilmelidir. Böbrek yetmezliği ve/veya kalp yetmezliği olan hastalarda ADE inhibitörü tedavisi oligüri veya azotemi ve nadiren akut böbrek yetmezliğiyle birlikte ölüme neden olabilen aşırı hipotansiyona neden olabilir. Bu hastalarda fosinopril tedavisi yakın gözetim altında başlatılmalı ve tedavinin ilk iki haftasında fosinopril veya diüretiğin dozunda bir artış yapıldığında yakın gözetim altında tutulmalıdır. Fosinopril ile ilgili klinik çalışmalardan sağlanan veriler, fosinoprilin agranülositozise diğer ADE inhibitörlerine benzer oranlarda neden olmayacağını göstermek için yetersizdir. Beyaz kan hücrelerinin sayımının monitorizasyonu kollajen vasküler hastalığı olan ve özellikle de bunların böbrek yetmezliğiyle birlikte olduğu hastalarda görülmüştür. ADE inhibitörleri gebeliğin son altı aylık döneminde kullanıldığında gelişmekte olan fetüs üzerinde zararlı etkilere ve hatta ölüme neden olabilir. İkinci ve üçüncü trimesterdeki ilaç kullanımı sonrası yenidoğanlarda oligohidramnios, hipotansiyon, oligüri, anüri olguları ve kafatası kemikleşmesinde bozukluklar bildirilmiştir. Fosinopril, gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterinde kullanılmamalıdır. Gebelik saptandığında fosinopril kullanımı hemen kesilmelidir. Süt verme döneminde kullanılmamalıdır. Böbrek fonksiyonlarının sürdürülebilmesi, renin-anjiyotensin-aldosteron sisteminin aktivitesine bağlı olabilen şiddetli kalp yetmezliği olan hastalarda fosinopril de dahil bütün ADE inhibitörleriyle tedavi oligüri, ve/veya progresif azotermi ve/veya akut böbrek yetmezliği ve/veya (nadiren) ölüm ile birlikte olabilir. Tek böbrekli ve renal arter stenozu olan veya bilateral renal arter stenozu olan hastalarda kan üre azotu (BUN) ve serum kreatinin düzeylerinde artış görülebilir. Bu yükselmeler ADE inhibitörü ve/ veya diüretik kullanımının kesilmesiyle genellikle geriye döner. Bu hastalarda böbrek fonksiyonları tedavinin ilk birkaç haftasında izlenmelidir. Klinik araştırmalarda hastaların %0.1′inde (2 hasta) yüksek serum potasyumu nedeniyle tedavi kesilmiştir. Böbrek yetmezliği, diabetes mellitus, potasyum tutucu diüretiklerle birlikte kullanımı, diyette potasyum desteği gibi hiperkalemi gelişimi için risk faktörleri bulunduğundan fosinopril tedavisi dikkatle uygulanmalıdır. Büyük cerrahi girişimlerde, hipotansif ajanlarla anestezi sırasında kompanzatuar renin salınımına bağlı oluşan anjiyotensin II’yi fosinopril bloke edebilir. Hidroklorotiyazid: Yaşlı hastalarda dikkatle kullanılmalıdır. Aynı şekilde kalp yetmezliği veya koroner/serebral arteriosklerozu olan hastalarda dikkatle uygulanmalıdır. Potasyum düzeyleri dikkatle izlenmeslidir. Hipokalemi görülürse potasyum replasmanıyla tedavi edilmelidir. Kontrollü çalışmalarda ürik asit artışı görülmüştür. Sık sık ürik asit düzeylerinin izlenmesi önerilir. Şiddetli böbrek yetmezliği olan hastalarda (kreatinin klirensi<30 ml/dk.) tiyazid diüretiklerinin etkisi yetersizdir ve benazepril birikir. Bu durumlarda benazepril bir lup diüretiği ile kombine edilmelidir. Tek veya çift taraflı renal arter stenozu olan hastalarda dikkatli olunmalıdır. Bu tür hastalarda kan üre azotu ve serum kreatinin düzeyinin arttığı görülmüş ve benazepril ve hidroklorotiyazidin kesilmesiyle kaybolmuştur. Bu hastalarda tedavinin ilk birkaç haftasında böbrek fonksiyonu sık sık ve daha sonra düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir. Araba veya makina kullanan hastalar santral sinir sistemi üzerine olası etkileri konusunda uyarılmalıdır. Gebelikte ve emziren annelerde kullanılması önerilmez.

Yan Etkileri:
Fosinopril: Göğüs ağrısı, ödem, aşırı halsizlik, aşırı terleme, anjina/miyokard enfarktüsü, serebrovasküler olgular, hipertansif kriz, kalp ritm bozuklukları, çarpıntı, hipotansiyon, senkop, sıcak basması, ürtiker, deri döküntüsü, fotosensitivite, pruritus, gut, libido azalması, pankreatit, hepatit, disfaji, abdominal distansiyon, abdominal ağrı, gaz, konstipasyon, mide yanması, iştah/vücut ağırlığında değişiklik, ağız kuruluğu, lenfadenopati, anjioödem, artralji, kemik-kas ağrıları, miyalji-kas krampları, hafıza bozuklukları, tremor, konvüzyon, moral değişiklikler, parestezi, uyku bozuklukları, baş dönmesi, sersemlik hissi, bronkospazm, farenjit, sinüzit/rinit, larenjit/ses kısıklığı, burun kanaması, kulak çınlaması, görme bozuklukları, tat alma bozuklukları, gözde irritasyon, böbrek yetersizliği ve sık idrara çıkma gibi yan etkiler nadiren görülebilir. Hidroklorotiyazid: Sık sık baş ağrısı, baş dönmesi hissi, yorgunluk, üst solunum yolu semptomları, öksürük artışı, miyalji, bazen uykusuzluk, sinirlilik, anksiyete durumları, depresyon, koordinasyon bozuklukları, asteni, kulak çınlaması, ter basması, hipoestezi, postural baş dönmesi, hipertansiyon, palpitasyon, kan basıncında aşırı düşme, farenjit, rinit, nezle benzeri semptomlar, sinüzit, göğüs ağrısı, dispne, bulantı, kusma, diyare, karın ağrısı, dispepsi, gastrit, gaz, konstipasyon, kaşıntı, döküntü, sıcaklık hissi, libido azalması, impotens, idrar yolu semptomları, sırt ağrısı, artrit, periferik ve jeneralize ödem, yüz ve dudaklarda ödem gibi yan etkiler görülebilir.

İlaç Etkileşimleri:
Fosinopril: Diüretik tedavisindeki ve özellikle damar içi volümünde azalma olan hastalarda fosinopril tedavisine başlandıktan sonra kan basıncı bazan aşırı derecede düşebilir. Hipotansif risk, tedaviye başlamadan diüretiğin kesilmesi veya tuz alımının artırılmasıyla en aza indirilebilir. Tiazid grubu diüretiklere bağlı olarak gelişen potasyum kaybını fosinopril hafifletebilir. Potasyum tutucu diüretikler (spironolakton, amilorid, triamteren, gibi) veya diyetle potasyum desteği, hiperkalemi riskini artırabilir. ADE inhibitörleriyle birlikte lityum uygulanan hastalarda serum lityum düzeylerinde artma ve lityum toksisitesi belirtileri bildirilmiştir. Ek olarak bir diüretik de uygulanıyorsa bu risk daha da artar. Antasidler fosinoprilin emilimini azaltır. Birlikte uygulanma endikasyonu varsa iki saat arayla alınmalıdır. Hidroklorotiyazid: Tiyazidler kürar türevlerinin ve antihipertansif ilaçların (guanetidin, metildopa, betablokerler, vazodilatörler, kalsiyum antagonistleri ADE inhibitörleri) etkisini artırır. Keza lityumun terapötik ve toksik etkisini artırabilir. Kortikosteroidler, ACTH, amfoterisin ve karbenoksolon tiyazidlerin hipokalemik etkisini artırabilir. Guanabenz ve propantelin hidroklorotiyazidin emilimini artırır, kolestramin ve kolestipol ise azaltır. İnsülin ve oral antidiyabetik ajanların dozunun ayarlanması gerekir. Potansiyel hipokalemi veya hipomagnezemi dijitale bağlı kardiyak aritmi riskini artırır. Bazı nonsteroidal antiromatizmal ilaçlar (indometazin gibi), birlikte uygulandıklarında tiyazidlerin diüretik ve antihipertansif etkilerini azaltabilirler. Çok ender olarak eğilimli hastalarda böbrek fonksiyonunun bozulduğu bildirilmiştir.

Tags: ,

Arananlar:

CRIXIVAN Kapsül

CRIXIVAN
Kapsül

MSD

Etken Madde(ler):
İndinavir sülfat

Piyasa Şekilleri:
400 mg: 180 kapsül, 200 mg: 360 kapsül içeren ambalajlarda.

Arananlar:

NOTİDİN Film Tablet

NOTİDİN
Film Tablet

Nobel

Etken Madde(ler):
Famotidin 40 mg

Piyasa Şekilleri:
30 film tablet içeren blister ambalajlarda.

Arananlar: